Teknolojilerin kesiştiği nokta!

İyi bir üniversite, iyi bir kariyer için yeterli mi?

Bilişimle ilgili her yazının bir köşesinde bilişim dünyası için hızla geliştiği ya da gelişmekten daha öte her gün tamamen bambaşka bir şeye dönüştüğü tanımlamasını görebiliriz. Blog’da yayınladıklarımızda da bu tanımlamalar göze çarpabilir. Bu, kullanıcıları zorladığı kadar bu teknolojiyi kullanarak para kazanan ya da kazanmak isteyenleri de bir o kadar zorlamakta.

Biz konuya doğal olarak bilişimden para kazanmak isteyenler açısından bakıyoruz. İyi bir üniversite/bölüm kazanmak her üniversite adayının hayalidir. Fakat bu hayalin gerçekleşmesi, bireyin kariyer hedefleri için ne yazık ki yeterli olmuyor. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi ve en önemlisi bilişimle ilgili fakültelerin müfredatları bilişim dünyasının hızına yetişemiyor. Bu durumun sebebi elbette yöneticilerin kendi bölümleri ile ilgili gelişmeleri yeterince takip etmemesi olarak görülebilir. Fakat bir başka açıdan da üniversiteler/fakülteler eğitim kurumları olduğu kadar araştırma kurumlarıdırlar. Bu aşamada güncelle değil, güncelin ilerisi ile ilgilenmekte ve bir anlamda öngörüleri ile geleceğin mimarı olmaya çalışmaktadırlar. Fakat bu, müfredatların bireyi kariyer hedeflerine hazırlamada yetersiz kaldığı gerçeğini değiştirmiyor. İkincisi ise eğitimcilerin bilişim dünyasının hızına yetişemiyor olması. Bu ise tamamen eğiticinin kendi dalı ile ilgisinin az olması (her ne kadar ironik olsa da) ya da ilgili alanında olan bir dalda eğitim verememesi gibi (ki bunun da kendi içinde birçok ayrı sebebi olabilir fakat bu başka bir tartışma konusu) birçok sebebe dayanan bir sonuç olsa da tıpkı diğeri gibi bireyin iş hayatındaki başarısını olumsuz etkilemekte.

Şöyle bir örnekten gidelim. Ülkemizin nadide üniversitelerinden birinin yine nadide bir bilişim bölümünden iyi bir dereceyle mezun oldunuz ve çok mutlusunuz. Elinizde diplomanız ve derece plaketiniz pırıl pırıl parlıyor, geleceğe umutla bakıyorsunuz ve öz güveniniz tam. Bu özgüvenle piyasada söz sahibi bir şirkete eğitimini aldığınız ve sizin de çok ilgi duyduğunuz bir konum için başvurdunuz ve eğitiminizin sizi diğerlerinden birkaç adım öne çıkartacağını düşünüyorsunuz. Bu mantık bir yere kadar doğru işliyor. Eğitiminiz ve mezunu olduğunuz üniversite sizi diğerlerinden bir adım öne taşıyor ve görüşmelere çağrılıyorsunuz. En güzel takım elbisenizi giyiyor, görüşmelere gidiyorsunuz. Fakat bekleme salonunda gördüğünüz manzara hiçte düşündüğünüz gibi değil. Adayların hepsi çeşitli sertifikalardan, aldıkları eğitimlerden, bitirdikleri projelerden bahsediyorlar. Ve fark ediyorsunuz ki artık bitirilen üniversitenin önemli olmadığı bir seviyeye ulaştınız. Burada artık üniversite değil mezuniyetten sonra kendinize ne kadar yatırım yaptığınız ön plana çıkıyor. Çünkü insan kaynakları bölümü için bitirilen üniversite sizin seviyeniz için önemli bir ölçüt olsa da asıl önemli olan getirileceğiniz konumdaki işi layığı ile yapıp yapamayacağınız. İşte üniversite eğitimi işverene böyle bir güvence veremiyor ne yazık ki.

Bahsettiğimiz senaryoyu biraz daha değiştirelim. Görüşme sonucunda geleceğiniz konumun hakkını verebileceğiniz konusunda insan kaynaklarını ikna ettiniz ve nihayet hayalinizdeki işe kavuştunuz. Fakat işe başladığınızda işvereninizin bu konuda o kadar da ikna olmadığını görmeniz uzun sürmedi. İşvereniniz konumunuzda daha iyi hizmet verebilmeniz için eğitim almanız gerektiğini söyledi ve iş yükünüzün üstüne bir de gideceğiniz eğitimlerin ve bu eğitimler sonucunda vermeniz gereken sınavların endişesinin yükü bindi. Sebat ederek bu eğitimleri aldınız ve sınavları başarıyla geçtiniz. Nihayet artık sadece işinize odaklanabileceğiniz bir döneme girdiniz. Fakat bir de bakıyorsunuz ki siz eğitimlerle boğuşurken bu eğitimleri sizden daha önce alan birisi kariyerindeki basamakları sizden hızlı tırmanmış ve yöneticiniz konumuna geçmiş bile. Hem de sizinle aynı üniversiteden mezun!

Bu iki senaryo da size biraz karamsar gelmiş olabilir. İş dünyasında her zaman aynı kurallar işlemez ve ne olacağını kestirmek her zaman mümkün olmaz; bu da doğru. Fakat bu senaryoların gerçekleşme olasılığı sandığınız kadar düşük değil. Bilişim dünyası ise bu riski almaya değmeyecek kadar hızlı gelişiyor. Bu gerçekler ışığında bir üniversite mezununun önünde iki seçenek var. Ya üniversitedeki eğitim hayatı boyunca almayı başaramadığı iş bilgisini kendi olanakları ile geliştirerek hedeflerine doğru yol almak ya da bu konuda gerçekten başarılı kurumlardan kendisini daha da öne çıkartacak eğitimleri almak ya da sertifikaları edinmek.

Bilginç olarak biz bu konuda kendimize güveniyoruz. Öğrencilerimizin başarı hikâyelerine göz gezdirdiğinizde verdiğimiz eğitimlerin kariyerlerinde ne kadar olumlu etkide bulunduğunu görmek çok zor değil. Eğitimlerimizi bir akademi ciddiyetinde veriyor, fakat bu ciddiyetin soğuk bir eğitici-öğrenci ilişkisine dönmesine izin vermiyoruz. Öğrencilerimizin hemen hepsinin eğitim ortamının sıcaklığından ve eğiticilerin eğitim sonrası bile kendilerini yalnız bırakmadığından dem vurması boşuna değil. Biz, kariyer sahibi olmak isteyen tüm öğrencilerimize bilgimizi sunarak gelişimlerine katkı sağlamak istiyor ve bunu başarıyoruz.

Sitemizi kullanarak çerezlere (cookie) izin vermektesiniz. Detaylı bilgi için Çerez Politika'mızı inceleyebilirsiniz.