Teknolojilerin kesiştiği nokta!

Sanal dünyada Inception: sanallaştırma teknolojileri

Sanal ortam, sanal dünya, sanal gerçeklik terimleri sayısal devrimle beraber hayatımıza girdi ve bu günlerde oldukça gözde. Hâlihazırda içinde olduğumuz internet âleminde var oluşumuz sanal bir varlığa tekabül etse de terimin kendisinin bizim için çok bir şey ifade ettiği söylenemez. Daha doğrusu pek üzerinde düşündüğümüz bir şey değil terimin kendisi.

Şöyle ufak bir tanım yapmak gerekirse; bilgisayar dünyasında sanallaştırma terimi bir şeyin sanal sürümünü oluşturmak anlamını taşır. Yani bir üç boyutlu tasarım yazılımıyla bir bardak modellediğinizde gerçekte var olan bir nesnenin sanal sürümünü oluşturmuş olursunuz. Bu size ne kazandırır? O bardak ile gerçek hayatta yapamayacağınız her şeyi o model üzerinde yapabilirsiniz. Cam görünümlü bir sanal nesneyi istediğiniz kadar eğip bükebilir, metrelerde yükseklikten sapasağlam düşürebilir ya da o nesneyi bambaşka bir sanal sahnenin içine yerleştirerek kullanabilirsiniz. Yani aslında bir yazıyı tarayıcıdan geçirince ne oluyorsa aynısı olur. Nesneyi analog’dan sayısala çevirmiş olursunuz. Ve sayısal dünyanın tüm olanakları önünüze serilir.

Bahsimizin konusu sanallaştırma ise temelde yukarıda bahsettiğimiz şekle dayansa da işlev olarak biraz daha farklı bir uygulama. Bu açıdan sanallaştırma demek, bir donanım platformunu, bir işletim sistemini, bir depolama cihazını ya da ağ kaynaklarını sanallaştırma anlamını taşıyor. Sanallaştırmanın kökenleri 1960’lara kadar uzanıyor. Ortaya çıkış sebebi ise bugünkü kullanım nedenleriyle neredeyse aynı: sunucuları farklı uygulamalar için mantıksal (burada karşılık logical ama tam olarak sanal’a denk düşer) bölümlere ayırmak.

Bu ayırma işlemi şu andaki teknolojiyle donanımla işletim sistemleri arasında yeni bir katman (genellikle hypervisor olarak anılır) yerleştirilerek gerçekleştiriliyor. Bu ara katman işletim sisteminin ihtiyaç duyduğu donanım ihtiyacını kendi üzerinden karışılıyor ve işletim sistemine bir nevi gerçek donanım öykünmesi yapıyor. Dolayısıyla işletim sistemi açısından bir fark olmasa da donanım iletişimi açısından bambaşka bir sistem ortaya çıkıyor. Başlıkta da bahsettiğimiz rüya içinde rüya kısmı burada başlıyor işte. Zaten sanal olan bir ortamı başka bir sanal ortam üzerinde çalıştırmak.

Peki fiziksel bir ortamı sanal parçalara ayırmak ne işimize yarar? Bir kere her şeyden önce risk dağıtımı yapmış oluruz. Şöyle düşünün, bir sunucunuz var ve bu sunucunun üstüne bir adet işletim sistemi kuruyorsunuz. Böyle yapmanız lazım çünkü birden fazla işletim sistemini tek bir sunucu üzerinde eşzamanlı çalıştırmak mümkün değil. Sonra bu işletim sisteminin üstüne veri tabanınızı, web sunucunuzu kuruyorsunuz. Ama bir süre sonra bir de bakmışsınız bir başka veri tabanı ihtiyacınız daha doğdu. Bu durumda iki şansınız var: ya var olan sunucuya bu veri tabanını da kuracaksınız ya da kendinize yeni bir sunucu alıp yeni veri tabanınızı bu sunucu üstüne kuracaksınız. Birinci seçenekte riski katlamış oldunuz. Sunucu çöktüğünde iki veri tabanınızı ve web sunucunuzu aynı anda kaybedeceksiniz. İkinci seçenekte ise firmanız için fazladan masraf kapısı doğacak. İşte elinizdeki tek bir sunucuyu sanallaştırdığınızda size donanımınızı birçok parçaya ayırma ve bu parçaların her birine aynı anda çalışabilecek işletim sistemleri kurma olanağı doğacak.

Bahsettiğim şey donanım sanallaştırmanın artılarından bir tanesi. Bir diğeri ise sunucu üzerinde bize daha önce olmadığı kadar çok kontrol olanağı sağlaması. Donanım kontrolü tamamen hypervisor üzerinde olduğu için işletim sistemlerine gerçek zamanlı donanım eklemek ya da çıkartmak mümkün oluyor. Bu da bilgi işlem açısından çok geniş bir ölçeklendirme olanağı sağlıyor. Ayrıca her işletim sistemine ihtiyacı kadar donanım vererek elinizdeki cihazı en verimli şekilde kullanmış oluyor ve dolaylı yoldan karbon salınımını düşürmeye ve çevre kirliliğinin azalmasına yardımcı oluyorsunuz. Elbette gereksiz masraflardan kurtulma ve gereksiz donanım yatırımı yüzünden harcanan elektrik miktarındaki azalma da cabası.

Sanallaştırma, işletim sistemlerinin yedeklenmesi açısından da kolaylıklar sunar. Sanal ortamda bir işletim sistemi genellikle tek bir dosyadan oluşur ve bu dosyayı istediğiniz bir depolama alanına taşıyıp çok kısa süre içinde tekrar çalışır hale getirebilirsiniz. Elbette bu işi otomatikleştiren sistemler mevcut. Öyle ki birden fazla sunucunuz ve depolama biriminiz varsa bu iki donanımın herhangi bir arızası durumunda sanal sunucularınızı saniyeler içinde başka bir sunucuya taşıyabilir hatta bunu işletim sistemleri kapanmadan yapabilirsiniz. Ne kadar kullanışlı değil mi? Olayı VMWare üzerinden anlatırsak yapı kabaca şu şekilde oluyor. Birden fazla sanallaştırılmış sunucunuz vCenter Server tarafından tek merkezden kontrol ediliyor ve bu sunuculardan her hangi birinde sorun çıkarsa o sunucu üzerindeki işletim sistemleri diğerleri üzerine taşınıyor.

Sunucu sanallaştırma, sanallaştırma uygulamalarının temeli olmasına rağmen uygulamalar zaman içinde çeşitlenmiştir. Bunlardan en çok bilinenleri masaüstü sanallaştırma ve uygulama sanallaştırma uygulamalarıdır.

Masaüstü sanallaştırmanın temelleri masaüstü yönlendirme (desktop roaming) teknolojisine kadar gitmektedir. Bu teknolojide kullanıcının masaüstündeki dosyalar uzakta bir depolama biriminde tutularak hem yedekleme hem de merkezi yönetim olanağı yakalanmış olmaktaydı. Masaüstü sanallaştırmada ise kullanıcının yaptığı tüm işlemler uzaktaki bir sunucuda gerçekleştirilerek işlem sonunda ortaya çıkan sonucun ağ üzerinden kullanıcıya gösterilmesi mantığı yatmaktadır. Bu sayede kullanıcı bilgisayarlarındaki yatırım en aza inerken merkezi kontrol olanağı da üst seviyeye çıkmış olmaktadır.

Uygulama sanallaştırmada ise kullanılan uygulamaların kullanıcı bilgisayarlarına kurulmasına gerek kalmadan merkezi bir noktadan dağıtılması mantığına dayanır. Bu sayede uygulama güncelleme ve yetkilendirme işlemleri çok kolay ve hızlı bir şekilde çözülürken merkezileşme sayesine lisanslama ve sorun giderme gibi konularda firma içi süreçler hızlanmaktadır.

Sektörün başat üç firması var, Vmware, Microsoft ve Citrix. Gözlemlerime dayanarak bu üçü arasından günümüzde en gözde ve en sağlam olanının Vmware firması olduğunu söyleyebilirim. IDC’nin yapmış olduğu bir araştırmaya göre %60 ile sektörün lideri Vmware[1]. Vmware, sağlamlığının yanında ar-ge çalışmalarına en önem veren firmadır benim gözümde. Bu sayede sürekli yeni teknolojiler geliştirebilmekte ve yine bu sayede firma verimliliğini en üst seviyeye çıkartmaya yardım ederken biz IT çalışanlarının hayatını kolaylaştırmaktadır.

Sanallaştırma yönelimi böylesi bir yükseliş gösterirken bilişim sektörünün emekçileri olan BT personelinin sanallaştırma bilgisinden uzak kalması düşünülemez. Bir süre sonra neredeyse bilişim standardı haline alabilecek bir teknolojinin uzağında kalmak sizi bir süre sonra demode duruma getirecektir. Bu yüzden bu teknolojiye ve teknolojinin getirilerine hakim olup kendinizi geliştirmelisiniz.

Bu konuda Bilginç’in eğitimlerini övme konusunda hiç şüphe duymuyoruz elbette. Konusunda uzman eğitmenlerimiz eşliğinde alacağınız Vmware eğitimleri ile sertifikalarınıza rahatça ulaşabilir ve kendinizi kanıtlayabilirsiniz.

[1] http://www.datacenterdynamics.com/focus/archive/2013/10/future-virtualization



Sizi Arayalım!
Sitemizi kullanarak çerezlere (cookie) izin vermektesiniz. Detaylı bilgi için Çerez Politika'mızı inceleyebilirsiniz.